Son yılların en çok satan kitaplarına bakıyorum. Kapakları farklı, yazarları farklı, cümleleri farklı... Ama verdikleri mesaj neredeyse aynı:
"Kendini seç."
"Kimse için değişme."
Sana iyi gelmeyen herkesi hayatından çıkar."
"Öncelik sensin."
İlk bakışta kulağa ne kadar güçlü geliyor değil mi?
İnsan bu cümleleri okurken özgürleştiğini sanıyor. Oysa farkına varmadan görünmez duvarlar örüyor. Önce akrabaları uzaklaştırıyor, sonra arkadaşlarını, ardından komşularını... Gün geliyor, telefon rehberinde yüzlerce isim duruyor ama gece canı sıkıldığında arayabileceği tek bir insan kalmıyor.
Çünkü hayat, ilişki kurabilme sanatıdır.
Bugün birçok insan ilişkiyi yönetmeyi değil, ilişkiyi terk etmeyi öğreniyor. En küçük kırgınlıkta "enerjim düştü" deniliyor. En küçük anlaşmazlıkta "beni hak etmiyor" deniliyor. Oysa her insan zaman zaman kırar, üzülür, hata yapar. Kusursuz insan olmadığı gibi kusursuz ilişki de yoktur.
Bize yıllarca güçlü olmanın yalnız yürümek olduğu anlatıldı. Oysa insan, tek başına güçlü olmaz. Güç, gerektiğinde omuz verebilmekte, gerektiğinde omuza yaslanabilmektedir.
Aile dediğimiz yapı kusursuz insanların bir araya gelmesiyle kurulmadı. Sabredenlerin, affedenlerin, bazen sustuğu hâlde sevgisinden vazgeçmeyenlerin emeğiyle ayakta kaldı. Arkadaşlık da öyle... Bir dostu değerli yapan, hiç üzmemesi değil; kırıldığında dönüp kapıyı çalabilmesidir.
Ne var ki modern dünyanın mutluluk reçeteleri, insanı bağ kurmaya değil, bağ koparmaya teşvik ediyor. Fedakârlık zayıflık, vefa yük, tahammül ise kişilik kaybı gibi gösteriliyor. Böyle olunca ilişkiler emek verilerek büyüyen canlılar olmaktan çıkıyor; kullanım süresi dolunca değiştirilen eşyalara dönüşüyor.
Belki de bu yüzden kalabalıkların içinde hiç olmadığımız kadar yalnızız.
Evler büyüyor ama sofralar küçülüyor.
Takipçi sayıları artıyor ama dost sayısı azalıyor.
İletişim imkânları çoğalıyor ama konuşacak insan bulmak zorlaşıyor.
İnsan kendini elbette tanımalı, sınırlarını bilmeli, ruhunu ihmal etmemeli. Fakat kendini keşfetmenin yolu, herkesi hayatından çıkarmaktan geçmez. İnsan, biraz da başkalarıyla kurduğu bağların içinde kendisini bulur.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey, sadece "kendim için yaşamak" değil; birlikte yaşayabilmektir. Çünkü insanı mutlu eden, yalnızca kendini bulması değildir. Kendini, bir annenin duasında, bir dostun vefasında, bir kardeşin omzunda ve bir ailenin sıcaklığında kaybetmeden yaşayabilmesidir.
Bugün en çok ihtiyacımız olan kişisel gelişim değil; ortak gelişimdir.
Çünkü insan tek başına büyüyebilir; ama ancak birlikte olursa tamamlanır.
