Son yıllarda birdenbire hayatımıza öyle bir kahve içme çılgınlığı girdi ki,
İnsan “Biz eskiden ne yapıyorduk?” diye düşünmeden edemiyor.
Eskiden kahve, misafir gelince yapılan bir şeydi. Şimdi ise sabah gözümüzü açar açmaz elimizde fincan var.
Kahve içmeden kendine gelemeyenler, kahvesiz konuşamayanlar, günde beş-altı kahveyi “Benim normalim bu” diye savunanlar...
İşin komik tarafı, kahve artık sadece içecek değil; ruh hâlimizin de bahanesi oldu. Canımız sıkkınsa kahve, mutluyuz kahve, uykumuz var kahve, uykumuz kaçtı yine kahve!
İnsanlar artık buluşmanın adını bile kahve bir içelimmiyle değiştirdi.
İlk buluşmaların bile adı kahve içmek
Bir de kahveyi yaşam biçimi hâline getirenler var. Fincanın fotoğrafı çekiliyor, masaya çiçek konuyor, kitap açılıyor… Kahve içmekten çok, kahveye basın toplantısı düzenleniyor.
Elbette kahvenin keyfi başka. Ama günde kaç tane içtiğimizi saymayı bıraktığımız noktada biraz durup düşünmek lazım.
Çünkü bazıları kahve içmiyor artık; kahve tarafından yönetiliyor.
Sonuç olarak kahve içme biraz alışkanlık, biraz keyif, biraz da bahanedir. Ama kabul edelim: Hayatın bütün dertlerini çözmüyor olabilir… Fakat güzel bir fincan kahve eşliğinde dertler nedense biraz daha çekilebilir hâle geliyor.
Ve belki de bu yüzden bazı insanlar için kahve, “bir içecek” değil, küçük bir mutluluk ritüelidir.
Kısacası: Bir fincan Kahve yap , hayat nasıl olsa devam ediyor.
40 yıllık hatrın hikayesi çok anlamlıdır onu da siz araştırın artık
Geleneksel olarak kız isteme merasiminde de önemli bir yeri vardır. Gelin adayının kahve hazırlaması, hatta damada bazen tuzlu kahve yapması, kültürümüzde esprili bir gelenektir.
Kahve içildikten sonra kahve falına bakılması da Türk kahvesi kültürünün eğlenceli ve sosyal taraflarından biridir.
Türk kahvesinin UNESCO tarafından “Türk kahvesi kültürü ve geleneği” adıyla Somut Olmayan Kültürel Miras listesine alınmış olması da bu kültürel değerini gösteriyor.
