Gül Akdemir
Köşe Yazarı
Gül Akdemir
 

Fakirlik ve İlişkilere Etkileri

  İnsan bazen yoksulluğu cüzdanında değil, ruhunda hisseder. Ayın ortası gelmeden hesap yapmaya başlar; market raflarının önünde fiyatlarla, geceleri yastığa başını koyduğunda ise henüz yaşanmamış günlerin kaygısıyla boğuşur. Bir zamanlar keyifle yaptığı şeyler, artık bütçesine danışmadan verebildiği kararlar olmaktan çıkar. Bir kahve içmek, sevdiği biriyle dışarı çıkmak, küçük bir hediye almak bile hesabı kitabı yapılan bir meseleye dönüşür. Çünkü geçim derdi yalnızca paranın yetmemesi değildir. Asıl yorgunluk, zihnin bir türlü susmamasıdır. Bir süre sonra tahammül azalır. Küçük aksilikler büyür, sıradan sorunlar ağırlaşır. İnsan sevdiği kişilere karşı bile sabırsızlaşır, eskiden gülümsediği şeylere kayıtsız kalır. Sonra kendine sorar: Ben neden böyle oldum? Maddi kaygı, insanı yalnızca bugünün sorunlarıyla değil, geleceğin ihtimalleriyle de uğraştırır. Bir daveti kabul ederken masrafını, bir hayal kurarken gerçekleşmeme ihtimalini düşünür. Zamanla isteklerini kısmayı öğrenir; ardından hiçbir şey istememeyi olgunluk sanabilir. Oysa bazen insan kanaatkâr olduğu için değil, hayal kırıklığına uğramaktan yorulduğu için vazgeçer. Bu yükün bir de kimseye kolay kolay anlatılmayan tarafı vardır: yetersiz kalma duygusu. Çocuğunun istediğini alamamak, ailesine destek olamamak ya da sevdiği insana gönlünden geçeni sunamamak, kişinin kendi değerini sorgulamasına neden olabilir. Akıl, insanın değerinin kazancıyla ölçülmediğini bilir; kalp ise hayatın karşısına çıkardığı eksiklikleri her zaman bu kadar kolay kabullenemez. Üstelik yaşadığımız toplumda başarı çoğu zaman sahip olduklarımızla ölçülür. İyi bir işin, düzenli gelirin ve güvenli bir geleceğin varsa başarılı sayılırsın. Kimse o noktaya gelene kadar kaç gece uykusuz kaldığını, ne kadar kaygı taşıdığını sormaz. Herkes sonuca bakar; insanın içinde nelerin dağıldığını çoğu zaman görmez.. Geçim derdi, ilişkilerin dilini de değiştirebilir. Bir zamanlar gelecek hayalleri kuran çiftler, günün sonunda faturaları konuşurken bulur kendilerini. Bir tartışmanın altında birikmiş yorgunluk, sert bir sözün ardında gelecek korkusu olabilir. Bazen birbirinden uzaklaşan insanlar, aslında birbirlerine değil, hayatın omuzlarına bindirdiği ağırlığa karşı çaresizdir. Elbette para her sorunu çözmez. Ancak yokluğunun insanın ruh hâlini, kararlarını ve ilişkilerini etkilediğini de görmezden gelemeyiz. Bazen ihtiyaç duyduğumuz şey büyük bir mutluluk değil, yarını düşünmeden geçirebildiğimiz birkaç sakin saattir. Hesap yapmadan oturabildiğimiz bir sofra, kendimizi eksik hissetmeden konuşabildiğimiz bir ortam, hayatın peşinden koşmaya kısa bir ara verebilmektir. Bir zamanlar hayaller kurarken şimdi kötü bir şey olmasın diye çabalarız. Büyük mutluluklar istemekten vazgeçip küçük felaketlerden uzak durmaya çalışırız. Tatil hayal etmek yerine ayı nasıl çıkaracağımızı, yeni bir başlangıç yapmak yerine elimizdekileri nasıl koruyacağımızı düşünürüz. Hayatın renkleri bir anda solmaz; önce onları fark edecek gücümüz azalır. Yine de insanın kendine hatırlatması gereken bir gerçek var: İçinden geçtiğimiz ekonomik koşullar, kişiliğimizin özeti değildir. Gelirimiz, işimiz ya da bugün karşılayamadığımız ihtiyaçlar, kim olduğumuzu bütünüyle tanımlamaz. İnsan yalnızca geçinmek için yaşamaz; sevmek, üretmek, merak etmek, gülmek ve kendine ait bir hayat kurmak için de yaşar. Çünkü geçim derdi hayatımızın bir gerçeği olabilir ama bütün hayatımız olmak zorunda değildir. Fakirleşen yalnızca cebimiz mi? Belki de asıl kaybımız, bütün bu yüklerin arasında kendimize ayırabildiğimiz huzur, sevdiklerimize gösterebildiğimiz sabır ve geleceğe duyduğumuz güvendir. En büyük mücadelemiz, yalnızca ay sonunu ay sonunu düşünürken hayatı da kaçırmamaktır.
Ekleme Tarihi: 18 Ekim 2026 -Pazar
Gül Akdemir

Fakirlik ve İlişkilere Etkileri

 

İnsan bazen yoksulluğu cüzdanında değil, ruhunda hisseder. Ayın ortası gelmeden hesap yapmaya başlar; market raflarının önünde fiyatlarla, geceleri yastığa başını koyduğunda ise henüz yaşanmamış günlerin kaygısıyla boğuşur. Bir zamanlar keyifle yaptığı şeyler, artık bütçesine danışmadan verebildiği kararlar olmaktan çıkar. Bir kahve içmek, sevdiği biriyle dışarı çıkmak, küçük bir hediye almak bile hesabı kitabı yapılan bir meseleye dönüşür.

Çünkü geçim derdi yalnızca paranın yetmemesi değildir. Asıl yorgunluk, zihnin bir türlü susmamasıdır.

Bir süre sonra tahammül azalır. Küçük aksilikler büyür, sıradan sorunlar ağırlaşır. İnsan sevdiği kişilere karşı bile sabırsızlaşır, eskiden gülümsediği şeylere kayıtsız kalır. Sonra kendine sorar: Ben neden böyle oldum?

Maddi kaygı, insanı yalnızca bugünün sorunlarıyla değil, geleceğin ihtimalleriyle de uğraştırır. Bir daveti kabul ederken masrafını, bir hayal kurarken gerçekleşmeme ihtimalini düşünür. Zamanla isteklerini kısmayı öğrenir; ardından hiçbir şey istememeyi olgunluk sanabilir. Oysa bazen insan kanaatkâr olduğu için değil, hayal kırıklığına uğramaktan yorulduğu için vazgeçer.

Bu yükün bir de kimseye kolay kolay anlatılmayan tarafı vardır: yetersiz kalma duygusu. Çocuğunun istediğini alamamak, ailesine destek olamamak ya da sevdiği insana gönlünden geçeni sunamamak, kişinin kendi değerini sorgulamasına neden olabilir. Akıl, insanın değerinin kazancıyla ölçülmediğini bilir; kalp ise hayatın karşısına çıkardığı eksiklikleri her zaman bu kadar kolay kabullenemez.

Üstelik yaşadığımız toplumda başarı çoğu zaman sahip olduklarımızla ölçülür. İyi bir işin, düzenli gelirin ve güvenli bir geleceğin varsa başarılı sayılırsın. Kimse o noktaya gelene kadar kaç gece uykusuz kaldığını, ne kadar kaygı taşıdığını sormaz. Herkes sonuca bakar; insanın içinde nelerin dağıldığını çoğu zaman görmez..

Geçim derdi, ilişkilerin dilini de değiştirebilir. Bir zamanlar gelecek hayalleri kuran çiftler, günün sonunda faturaları konuşurken bulur kendilerini. Bir tartışmanın altında birikmiş yorgunluk, sert bir sözün ardında gelecek korkusu olabilir. Bazen birbirinden uzaklaşan insanlar, aslında birbirlerine değil, hayatın omuzlarına bindirdiği ağırlığa karşı çaresizdir.

Elbette para her sorunu çözmez. Ancak yokluğunun insanın ruh hâlini, kararlarını ve ilişkilerini etkilediğini de görmezden gelemeyiz. Bazen ihtiyaç duyduğumuz şey büyük bir mutluluk değil, yarını düşünmeden geçirebildiğimiz birkaç sakin saattir. Hesap yapmadan oturabildiğimiz bir sofra, kendimizi eksik hissetmeden konuşabildiğimiz bir ortam, hayatın peşinden koşmaya kısa bir ara verebilmektir.

Bir zamanlar hayaller kurarken şimdi kötü bir şey olmasın diye çabalarız. Büyük mutluluklar istemekten vazgeçip küçük felaketlerden uzak durmaya çalışırız. Tatil hayal etmek yerine ayı nasıl çıkaracağımızı, yeni bir başlangıç yapmak yerine elimizdekileri nasıl koruyacağımızı düşünürüz. Hayatın renkleri bir anda solmaz; önce onları fark edecek gücümüz azalır.

Yine de insanın kendine hatırlatması gereken bir gerçek var: İçinden geçtiğimiz ekonomik koşullar, kişiliğimizin özeti değildir. Gelirimiz, işimiz ya da bugün karşılayamadığımız ihtiyaçlar, kim olduğumuzu bütünüyle tanımlamaz. İnsan yalnızca geçinmek için yaşamaz; sevmek, üretmek, merak etmek, gülmek ve kendine ait bir hayat kurmak için de yaşar.

Çünkü geçim derdi hayatımızın bir gerçeği olabilir ama bütün hayatımız olmak zorunda değildir.

Fakirleşen yalnızca cebimiz mi? Belki de asıl kaybımız, bütün bu yüklerin arasında kendimize ayırabildiğimiz huzur, sevdiklerimize gösterebildiğimiz sabır ve geleceğe duyduğumuz güvendir.

En büyük mücadelemiz, yalnızca ay sonunu ay sonunu düşünürken hayatı da kaçırmamaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve lidergundem.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Medet Bilgin - Datça
(18.10.2026 13:13 - #437)
"Akıl, insanın değerinin kazancıyla ölçülmediğini bilir; kalp ise hayatın karşısına çıkardığı eksiklikleri her zaman bu kadar kolay kabullenemez." Yazının tamamı çok güzel ama bu cümle vurucu ve daha güzel. Elinize, Dilinize, Gönlünüze sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve lidergundem.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Medet Bilgin - Datça
(18.10.2026 13:13 - #438)
"Akıl, insanın değerinin kazancıyla ölçülmediğini bilir; kalp ise hayatın karşısına çıkardığı eksiklikleri her zaman bu kadar kolay kabullenemez." Yazının tamamı çok güzel ama bu cümle vurucu ve daha güzel. Elinize, Dilinize, Gönlünüze sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve lidergundem.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.