Son zamanlarda çevremize baktığımızda isimlerinin içinde “yardımlaşma”, “dayanışma”, “iyilik”, “umut”, “kardeşlik” ve benzeri güzel kelimelerin bulunduğu sosyal yardımlaşma derneklerinin giderek çoğaldığını görüyoruz.
Elbette insanların bir araya gelerek ihtiyaç sahiplerine yardım etmesi son derece kıymetlidir.
Bir çocuğun yüzünü güldürmek, bir annenin mutfağına erzak koymak, bir öğrencinin eğitimine destek olmak, kış günü yakacağı olmayan bir ailenin evini ısıtmak kadar değerli kaç şey olabilir?
Ancak derneklerin sayısı arttıkça toplumun sorması gereken bazı sorular da artıyor.
Bu dernekler gerçekten ne yapıyor?
Kaç gariban ailenin kapısını çaldılar?
Kaç çocuğa umut oldular?
Kaç öğrencinin çantasını, defterini, kitabını aldılar?
Kaç ihtiyaç sahibi gencin eğitimine destek verdiler?
Kışın doğalgazını ödeyemeyen kaç ailenin faturasına yetiştiler?
Bayram sabahı evinde çocuklarına et yediremeyen kaç annenin, kaç babanın sofrasına bir kilogram et koydular?
Bayramlık elbisesi olmayan kaç çocuğu sevindirdiler?
Ayakkabısı olmadığı için okula eski ayakkabıyla giden kaç çocuğun ayağına yeni bir ayakkabı giydirdiler?
Bunları sormak kimseye düşmanlık değildir.
Aksine yardımsever vatandaşın verdiği bir liranın dahi gerçek ihtiyaç sahibine ulaşıp ulaşmadığını sorgulamak, sosyal yardımlaşma anlayışının gereğidir.
Bir dernek kurmak, bir tabela asmak, sosyal medya hesabı açmak ve birkaç fotoğraf paylaşmak tek başına sosyal yardımlaşma değildir.
Asıl mesele insanın hayatına dokunabilmektir.
Bir mahallede sessiz sedasız yaşayan, kimseden yardım isteyemeyen aileyi bulabiliyor musunuz?
Çocuğuna okul harçlığı veremediği için geceleri uyuyamayan babanın derdini biliyor musunuz?
Markete girdiğinde çocuğunun istediği çikolatayı alamadan çıkan annenin mahcubiyetini görebiliyor musunuz?
Emekli maaşıyla hem kirasını hem faturalarını hem mutfak masrafını karşılamaya çalışan yaşlıların kapısını çalıyor musunuz?
İşte sosyal yardımlaşma tam olarak burada başlar.
Makamda değil, sokakta.
Tabelada değil, ihtiyaç sahibinin evinde.
Sosyal medya paylaşımında değil, çocuğun yüzündeki tebessümde.
Vatandaş yardım amacıyla parasını teslim ediyorsa doğal olarak şu soruların cevabını da bilmek ister.
Bu yıl ne kadar bağış toplandı?
Bu kaynağın ne kadarı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı?
Kaç aileye yardım edildi?
Kaç öğrenciye burs verildi?
Kaç çocuğa kıyafet ve eğitim desteği sağlandı?
Kaç aileye gıda kolisi ulaştırıldı?
Kurban Bayramı'nda kaç haneye et götürüldü?
Ramazan ayında kaç sofraya sıcak yemek ulaştı?
Kış aylarında kaç ailenin yakacak veya fatura ihtiyacı karşılandı?
Bunların açıklanmasından neden çekinilsin?
Gerçekten yardım yapan bir dernek için rakamlarını toplumla paylaşmak bir yük değil, gurur vesilesi olmalıdır.
Türkiye'de yardım toplama faaliyetlerinin nasıl gerçekleştirileceği, yardımın hangi amaçlarla toplanabileceği ve denetimi kanunlarla düzenlenmiştir. Mevzuatın temel amaçlarından biri de yardım faaliyetlerinin kamu yararına uygun şekilde yürütülmesidir.
Ancak hukuki sorumluluğun yanında bir de vicdani sorumluluk vardır.
Çünkü yardım için verilen para sıradan bir para değildir.
O paranın içerisinde emek, güven, vicdan vardır.
Bir başka insanın derdine derman olma ümidi vardır.
Bugün sosyal medyada yardım faaliyetlerine ilişkin çok sayıda paylaşım görüyoruz.
Bir koli hazırlanıyor, fotoğraf çekiliyor.
Bir aile ziyaret ediliyor, fotoğraf çekiliyor.
Bir çocuk sevindiriliyor, fotoğraf çekiliyor.
Elbette yapılan iyiliğin başka insanları teşvik etmek amacıyla duyurulmasına karşı değilim.
Fakat toplum artık yalnızca fotoğraf değil, sonuç görmek istiyor.
Örneğin bir dernek yıl sonunda çıkıp şöyle diyebilmeli...
“Bu yıl 500 aileye düzenli gıda yardımı yaptık. 100 öğrencinin eğitim giderine destek olduk. 200 çocuğa bayramlık aldık. 300 aileye kurban eti ulaştırdık. 50 öğrencimize burs sağladık. 80 ailenin kışlık yakacak ihtiyacına destek olduk.”
İşte şeffaflık budur.
İşte sosyal sorumluluk budur.
Bir başka önemli mesele de ihtiyaç sahibinin onurudur.
Yoksulluk ayıp değildir. İşsiz kalmak ayıp değildir.
Çocuğuna istediği her şeyi alamamak ayıp değildir.
Bu nedenle yardım yapılırken insanların mahremiyetine ve onuruna özellikle dikkat edilmelidir.
Bir koli yardım karşılığında ihtiyaç sahibinin yüzünü sosyal medyada göstermek zorunda değiliz.
İyiliğin büyüklüğü kameranın açısıyla ölçülmez.
Bazen gerçek iyilik, kimsenin görmediği yerde yapılan iyiliktir.
Sağ elin verdiğini sol elin bilmediği bir yardım kültüründen geliyoruz.
Dolayısıyla sosyal yardımlaşma dernekleri ihtiyaç sahibini reklam unsuruna dönüştürmemeli; onun onurunu korumayı yapılan yardım kadar önemli görmelidir.
"BİR ÇOCUĞUN YÜZÜNÜ GÜLDÜREBİLDİNİZ Mİ?"
Benim için meselenin özü budur.
Derneğinizin kaç üyesi olduğu ikinci plandadır.
Kaç yöneticiniz bulunduğu ikinci plandadır.
Kaç takipçiniz olduğu ikinci plandadır.
Kaç protokol ziyaretine katıldığınız da ikinci plandadır.
Asıl soru şudur.
Kaç insanın hayatına dokundunuz?
Bir çocuğun yatağa aç girmesini engellediniz mi?
Bir öğrencinin okuldan kopmasının önüne geçtiniz mi?
Bayram sabahı başka çocukların yeni kıyafetlerini seyreden bir çocuğa bayramlık alabildiniz mi?
Evinde yemek pişmeyen bir annenin tenceresini kaynatabildiniz mi?
Kirasını ödeyemeyen bir babanın yükünü biraz olsun hafifletebildiniz mi?
Bunlardan birini bile yapabiliyorsanız yaptığınız iş değerlidir.
Ama bunların hiçbirini yapmadan yalnızca “sosyal yardımlaşma” tabelasının arkasına sığınıyorsanız toplumun soru sormasından da rahatsız olmamalısınız.
"HER DERNEĞİ AYNI KEFEYE KOYMUYORUM"
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Türkiye'nin dört bir yanında gerçekten büyük fedakârlıklarla çalışan, kendi cebinden harcayan, gecesini gündüzüne katan, hiçbir karşılık beklemeden ihtiyaç sahibinin kapısını çalan gönüllüler ve dernekler var.
Onların hakkını teslim etmek gerekir.
Bu yazı onların emeğine gölge düşürmek için değil, tam tersine gerçekten çalışanlarla yalnızca tabelası bulunanların birbirinden ayrılması gerektiğini söylemek için yazılmıştır.
Çünkü şeffaflık en fazla dürüst çalışan kuruluşların işine yarar.
Sosyal yardımlaşma derneklerine çağrım nettir.
Faaliyetlerinizi toplumla paylaşın.
Yıllık yardım rakamlarınızı açıklayın.
Kaç kişiye ulaştığınızı söyleyin.
Bağışların hangi alanlarda kullanıldığını gösterin.
İhtiyaç sahiplerinin mahremiyetini koruyarak faaliyet raporlarınızı yayımlayın.
Kapınız da açık olsun, hesabınız da.
Çünkü güven istemekle oluşmaz.
Güven, şeffaflıkla kazanılır.
Dernek kurmak kolay olabilir.
Tabela yaptırmak da kolaydır.
Bir sosyal medya hesabı açmak birkaç dakikalık iştir.
Ama bir garibanın duasını almak kolay değildir.
Bir yetimin başını okşamak, bir annenin derdini hafifletmek, bir öğrencinin geleceğine katkı sağlamak emek ister.
Bu nedenle sosyal yardımlaşmanın ölçüsü kaç dernek kurulduğu değil, kaç hayatın değiştiğidir.
Bir derneğin başarısını tabelasının büyüklüğüyle değil, dokunduğu insan sayısıyla ölçelim.
Kasasında ne kadar para bulunduğundan önce kaç çocuğun yüzünü güldürdüğüne bakalım.
