Her geçen gün yeni bir acıya uyanıyoruz. Bir cinayet haberi, bir çocuk istismarı, bir kadına şiddet olayı, bir doğa katliamı ya da göz göre göre yaşanan bir haksızlık... Haber bültenleri değişiyor, isimler değişiyor ama acılar değişmiyor.
Peki neden?
Çünkü biz sadece suçları konuşuyoruz, onları doğuran nedenleri ise çoğu zaman görmezden geliyoruz.
Kanunlar elbette gereklidir. Devletin adaleti sağlaması, suçluyu cezalandırması hukuk devletinin temelidir. Ancak unutulmamalıdır ki, vicdanın sustuğu yerde kanun tek başına toplumu ayakta tutmaya yetmez.
Bir insanı suç işlemekten yalnızca ceza korkusu değil, doğru ile yanlışı ayırt edebilmesini sağlayan vicdanı da alıkoyar. Vicdan; insanın en büyük mahkemesidir. O mahkeme sustuğunda, en ağır cezalar bile bazen caydırıcı olamaz.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, birbirimizi anlamaya çalışmaktır. Trafikte, iş yerinde, okulda, aile içinde... Her alanda tahammül sınırlarımız daralıyor. Dinlemek yerine bağırıyor, anlamak yerine yargılıyor, paylaşmak yerine ayrışıyoruz.
Oysa güçlü toplumlar sadece ekonomik kalkınmayla değil, ahlaki değerleriyle de ayakta kalır. Saygının, merhametin, dürüstlüğün ve adalet duygusunun zayıfladığı bir toplumda huzur kalıcı olamaz.
Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; evler, arabalar ya da banka hesapları değildir. Onlara bırakacağımız en değerli miras, güzel bir ahlak, sağlam bir karakter ve güçlü bir vicdandır. Çünkü vicdan sahibi bir nesil, geleceğin en büyük güvencesidir.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Bir haksızlık karşısında sessiz kalıyorsak, gerçekten masum muyuz? Bir ihtiyaç sahibini görmezden geliyorsak, insanlığımızdan ne kadarını koruyabiliyoruz? Başkasının acısını hissetmiyorsak, hangi başarı bizi gerçekten mutlu edebilir?
Toplum olarak yeniden birbirimize güvenmeyi öğrenmek zorundayız. Bir selamı, bir tebessümü, bir teşekkür etmeyi, bir özür dilemeyi yeniden hatırlamalıyız. Çünkü büyük değişimler, küçük davranışlarla başlar.
Unutmayalım; adalet mahkemelerde dağıtılır ama vicdan kalplerde yeşerir. Kalplerde yeşermeyen adalet, toplumda kalıcı huzuru sağlayamaz.
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; daha fazla öfke değil, daha fazla merhamet... Daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla birlik... Daha fazla çıkar hesabı değil, daha fazla insanlık...
Çünkü vicdanını kaybeden bir toplum, en büyük servetini kaybetmiş demektir.
Temennim odur ki; çocuklarımızın korkmadan yaşayabildiği, yaşlıların yalnız bırakılmadığı, kadınların şiddet görmediği, gençlerin umutlarını yitirmediği ve adaletin herkes için eşit işlediği bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edelim.
İnsanlığın en güçlü sesi, vicdanın sesidir. O sesi kaybetmediğimiz sürece umut da daima yaşayacaktır.
