Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada yayılan bir video hepimizi rahatsız etti. Henüz 16 yaşında olduğu belirtilen bir gencin kadınlara, küçücük çocuklara ve hayvanlara yönelik korkunç tehditler savurduğu iddiası gündeme geldi. Ardından şüphelinin gözaltına alındığı haberi geldi.
Haberi okurken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Gençlere ne oluyor? Gençlik nereye gidiyor?
Elbette tek bir gencin yaptığı üzerinden bütün gençliği suçlamak büyük haksızlık olur. Bugün ülkemizde okuyan, çalışan, üreten, ailesine destek olmaya çalışan, geleceğini kurmak için mücadele eden milyonlarca pırıl pırıl genç var.
Ama bazı gençlerimizin dünyasında ciddi bir şeylerin değiştiğini de görmezden gelemeyiz.
Sosyal medya artık yalnızca insanların birbirleriyle haberleştiği bir yer değil. Beğenilmek, izlenmek ve dikkat çekmek uğruna sınırların giderek zorlandığı devasa bir dünyaya dönüştü. Bazen gençler arasında en ağır sözü söylemek, en uç hareketi yapmak veya insanları korkutmak bile bir çeşit “güç gösterisi” gibi algılanabiliyor.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
BİR ÇOCUK BU NOKTAYA NASIL GELİYOR?
16 yaşından bahsediyoruz.
Daha hayatının başında olan bir çocuk nasıl oluyor da başka insanların hayatına, bedenine ve güvenliğine ilişkin böylesine ağır sözler söyleyebiliyor?
Bence sadece “yakalandı, gözaltına alındı” demek yetmez. Elbette suç teşkil eden bir davranış varsa hukuk gereğini yapacaktır. Ancak toplum olarak bizim başka bir soruyu da sormamız gerekiyor:
Bu çocuk bu noktaya nasıl geldi?
Ne izledi?
Kimlerle konuştu?
Nelerden etkilendi?
Ailesi hayatında ne kadar vardı?
Okulunda onu gerçekten tanıyan biri oldu mu?
İnternet ortamında hangi çevrelerin içine girdi?
Çünkü hiçbir çocuk bir sabah uyanıp bir anda bu hale gelmiyor. Davranışların arkasında bazen uzun süredir biriken öfke, yalnızlık, yanlış arkadaşlıklar, şiddet içerikleri ve kontrolsüz internet kullanımı bulunabiliyor.
TELEFONU VERİP KENARA ÇEKİLMEK YETMİYOR
Bugün çocuklarımızın elinde dünyanın bütün bilgisine ulaşabilecekleri bir telefon var.
Ama aynı telefonla dünyanın bütün karanlığına da ulaşabiliyorlar.
Eskiden anne baba çocuğunun kimlerle arkadaşlık yaptığını az çok bilirdi. Bugün çocuk odasında tek başına oturuyor diye güvende olduğunu düşünüyoruz. Oysa belki de telefonunun ekranından hiç tanımadığımız yüzlerce insanla iletişim kuruyor.
Bu nedenle mesele sadece telefonu yasaklamak değil.
Çocuklarımızla konuşmak zorundayız.
Onları dinlemek zorundayız.
“Nasılsın?” diye sorup gerçekten cevabını beklemek zorundayız.
Çünkü bazen aynı evde yaşadığımız çocuğun içinde kopan fırtınalardan haberimiz bile olmuyor.
HER ŞEYİ SOSYAL MEDYAYA YÜKLEYEMEYİZ
Fakat bütün sorumluluğu sosyal medyaya yüklemek de kolaycılık olur.
Aile nerede?
Okul nerede?
Mahalle nerede?
Toplum nerede?
Biz yetişkinler nerede duruyoruz?
Bir çocuğa sadece iyi bir telefon, güzel kıyafetler ve harçlık vermekle görevimizi tamamlamış olmuyoruz. Ona merhameti, saygıyı, vicdanı ve başka insanların sınırlarına saygı göstermeyi de öğretmek gerekiyor.
Çocuklarımızın matematik notlarını merak ettiğimiz kadar kimlerle arkadaşlık yaptığını, internette ne izlediğini ve hayata karşı ne hissettiğini de merak etmeliyiz.
BÜTÜN GENÇLERİ KAYBETMİŞ DEĞİLİZ
“Bu gençlikten bir şey olmaz” cümlesine de katılmıyorum.
Olur.
Hem de çok şey olur.
Yeter ki gençleri yalnızca hata yaptıklarında hatırlamayalım.
Onlara spor yapabilecekleri, sanatla ilgilenebilecekleri, kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açalım. Bir gencin kendisini değerli hissetmek için sosyal medyada yüz binlerce kişiye ulaşmasına gerek olmadığını gösterelim.
Ve en önemlisi, onları dinleyelim.
Çünkü gençlik bir ülkenin yalnızca geleceği değildir; bugünün de parçasıdır.
Bugün 16 yaşındaki bir çocuğun ağzından çıkan korkunç sözleri konuşuyoruz. Yarın başka bir olayın ardından aynı soruları yeniden sormamak için sadece sonucu değil, sebepleri de konuşmanın zamanı geldi.
Gençlere ne oluyor?
Belki soruyu biraz değiştirmeliyiz:
Biz gençlerimize ne kadar sahip çıkıyoruz?
Çünkü bir neslin nereye gideceğini yalnızca o neslin çocukları değil, onları yetiştiren toplum da belirler.
Fatih Demirel
