Toplumun temel harcı, vicdan ve adalettir. Bu harç bozulduğunda, en gösterişli binanın bile çökmesi kaçınılmazdır. Bugün tam da bu çöküşü konuşmak; helal ile haram arasındaki o ince ama hayati çizgiyi yeniden hatırlatmak zorundayız.
“Bir kereden bir şey olmaz” diyerek harama atılan ilk adım, arkasından büyük yıkımlar getirir. Çünkü haram, bulaştığı her yeri zehirler, kirletir ve insanı kendi açtığı o derin çukura çeker. Oysa para sadece bir ihtiyaçtır. Alın teriyle kazanılan helal lokma az olabilir; ancak tatlıdır, huzurdur, sofraya şifadır. Bu bilince sahip olanlar, Allah korkusu ve ahiret inancıyla hareket eder, adımlarını sakınarak atar.
Peki ya parayı her şeyin üstünde tutanlar?
Daha fazla kazanma hırsıyla her kapıyı zorlayanlar, son zamanlarda tanık olduğumuz fon krizlerinde olduğu gibi, kural ve ahlak tanımadan karanlık yollara sapıyor. Unutmamak gerekir ki haram sadece gayrimeşru kazançtan ibaret değildir. Kul hakkına girmek, yetimin hakkını çalmak, insanlara yüksekten bakmak, dedikodu ve gıybet etmek de haramı besleyen en tehlikeli davranışlardandır.
Günübirlik krizlerden önce de hak edilmemiş burs destekleriyle garibanların hakkı yenmedi mi? Okulda bir kap yemek parası bulamadığı için eğitimini yarım bırakan gençlerin vebali kimin omuzlarındadır? Gece gündüz yokluk içinde çalışıp bir diploma için ömrünü verenler dururken, sahte diplomalarla unvan sahibi olmak haram değil midir? Yıllarca KPSS kapılarında emek veren kardeşlerimiz varken, makamını kötüye kullanarak kul hakkıyla memuriyet dağıtanlar bu gidişata çanak tutmadı mı?
İşte haramı besleyen bu davranışlar, zamanla insanın gözünü kör eder. Daha çok kazanmak uğruna şeytanın tuzağına düşenler, sonunda tüm toplumun gözü önünde ibretlik bir cezayla yüzleşmek zorunda kalır.
Peki, bu usulsüzlükler duyulup paralar iade edilince o kişiler aklanmış mı oluyor? Kesinlikle hayır!
Maddi veya manevi olarak toplumun huzurunu ve güvenini sarsmak, topluma kötü örnek olmak da doğrudan hakkın ihlalidir. Hırsızlığın, kul hakkı yemenin hiçbir gerekçesi veya savunması olamaz; bizler bunu kabul etmiyoruz, edemeyiz. Gerek hukuk nezdinde gerekse gelenek ve göreneklerimizde hak eden, cezasını en caydırıcı şekilde çekmelidir. Cezalar caydırıcı olmalı ki bir daha kimse bu yollara tevessül edemesin.
En büyük hesabın mahşer gününde verileceğine inancımız tamdır; ancak bu dünya hayatında da ibret almasını bilen, helali haramı ayırt eden nesiller yetiştirmek için mücadele etmek zorundayız. Haksızlığın önünü kesmeli, “dur” demeliyiz. Helali haramı bilen, emeğe değer veren, alın teriyle çalışan insanları baş tacı etmeliyiz ki mücadele ruhumuz anlam kazansın.
Günün sonunda kelimelerden ziyade eylemler kalır. Bu yüzden başkalarına öğüt vermekten ziyade tutumumuzla, dürüstlüğümüzle ve duruşumuzla örnek olmak zorundayız. Yanlıştan dönmek için hâlâ geç değil; yeter ki hakka ve alın terine olan saygımızı kaybetmeyelim.
