Bir zamanlar okul denildiğinde aklımıza umut gelirdi. Sırtında çantası, gözlerinde heyecanıyla okul yoluna çıkan çocuklar, geleceğin en güzel teminatıydı. Anneler çocuklarını okul kapısında bırakırken içleri rahattı. Babalar, evlatlarının iyi bir eğitim alıp güzel bir geleceğe kavuşmasının hayalini kurardı.
Peki, bugün ne değişti?
Neden artık okul kapılarında yalnızca çocuklarımızı değil, korkularımızı da uğurluyoruz?
Son günlerde okullarda yaşanan şiddet olayları, hepimizin yüreğinde derin yaralar açıyor. Henüz hayatı tanımaya çalışan çocukların şiddetle karşı karşıya kalması, gençlerin birbirlerine zarar verecek noktaya gelmesi, toplum olarak üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir gerçeği gözler önüne seriyor.Biz çocuklarımızı nerede kaybettik?
Bir çocuğun elinde kalem olması gerekirken neden şiddet var? Bir gencin hayallerini konuşması gerekirken neden öfkesini konuşuyoruz? Arkadaşlıkların, dostlukların ve güzel hatıraların birikmesi gereken okul koridorlarında neden korku yaşanıyor?
Bütün bunları yalnızca birkaç öğrencinin davranışı olarak değerlendirmek, sorunun büyüklüğünü görmezden gelmek olur.
Çünkü hiçbir çocuk toplumdan bağımsız büyümez.Gençlerimiz Bize Bir Şey Anlatmaya Çalışıyor
Bugünün gençleri bambaşka bir dünyanın içerisinde yetişiyor. Sosyal medya, dijital oyunlar, ekonomik kaygılar, aile içi iletişim sorunları, akran zorbalığı ve gelecek endişesi birçok gencin hayatında önemli yer tutuyor.
Ancak biz yetişkinler çoğu zaman gençleri anlamak yerine yargılamayı tercih ediyoruz.
"Bizim zamanımızda böyle değildi" demek kolay.
Peki, onların zamanında neler yaşandığını gerçekten biliyor muyuz?
Bir gencin sessizliğinin ardında hangi korkuların bulunduğunu, bir öğrencinin içine kapanmasının nedenini, bir çocuğun arkadaşları arasında yaşadığı dışlanmayı ne kadar fark ediyoruz?
Her öfkeli genç kötü değildir. Her içine kapanan çocuk sorunsuz değildir. Her gülümseyen öğrencinin de mutlu olduğunu düşünemeyiz.
Bazen en büyük yardım çığlığı, hiç konuşmayan bir çocuğun sessizliğinde saklıdır.Aile, Okul ve Toplum: Hepimizin Sorumluluğu Var
Çocuk yetiştirmek yalnızca karnını doyurmak, kıyafet almak ve okula göndermek değildir.
Bir çocuğun ruhuna dokunabilmektir.
Onu dinlemek, anlamak, hata yaptığında aşağılamak yerine doğruyu göstermek, sevildiğini ve değer gördüğünü hissettirmektir.
Ailelerin geçim mücadelesi verdiğini, öğretmenlerin ağır sorumluluklar taşıdığını biliyoruz. Ancak bütün zorluklara rağmen çocuklarımızın duygusal ihtiyaçlarını görmezden gelemeyiz.
Okullarda psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli, akran zorbalığıyla mücadele yalnızca birkaç seminerle sınırlı kalmamalıdır. Risk işaretleri erkenden fark edilmeli, öğrenciler güvenle yardım isteyebilecekleri bir ortamda eğitim görmelidir.
Okul güvenliği de yalnızca kapıya bir görevli koymaktan ibaret görülmemelidir. Fiziksel güvenlik, psikolojik destek, aile katılımı ve şiddeti önleyici eğitimler birlikte ele alınmalıdır.
Çünkü güvenli okul, sadece kapıları korunan değil, içindeki her çocuğun kendisini güvende hissettiği okuldur.Şiddeti Normalleştiren Bir Nesil Yetiştirmemeliyiz
Bir başka önemli mesele de şiddetin giderek sıradanlaştırılmasıdır.
Sosyal medyada paylaşılan kavga görüntüleri, tehditler, aşağılayıcı yorumlar ve şiddeti bir güç gösterisi gibi sunan içerikler gençlerin dünyasında olumsuz izler bırakabilir.
Elbette her şiddet olayının nedeni sosyal medya değildir. Ancak gençlere hangi davranışları örnek gösterdiğimizi sorgulamak zorundayız.
Çocuklarımıza güçlü olmanın başkasına zarar vermek değil, öfkesini kontrol edebilmek olduğunu öğretmeliyiz.
Saygının korkutmakla değil, insanı anlamakla kazanıldığını anlatmalıyız.
Bir gencin elinden tutmak için onun suça karışmasını, bir çocuğun yardım çığlığını duymak için bir felaket yaşanmasını beklememeliyiz.Bir Çocuk Daha Eksilmesin
Her okul saldırısının ardından benzer cümleler duyuyoruz.
"Çok üzgünüz."
"Bir daha yaşanmasın."
"Gerekli önlemler alınacak."
Fakat artık yalnızca üzülmek yeterli değil.
Her olaydan sonra birkaç gün konuşup ardından günlük hayatımıza dönüyorsak, asıl sorumluluğumuzu yerine getirmiş sayılmayız.
Kaybettiğimiz bir çocuğun yerine hiçbir şey konulamaz. Yarım kalan bir hayatın, sönen bir umudun, evladını bekleyen bir annenin acısının telafisi yoktur.
Bu nedenle mesele yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda vicdan, eğitim, aile ve toplumsal sorumluluk meselesidir.Çocuklarımızın geleceğini korumak istiyorsak önce bugünlerini güvence altına almalıyız.
Gençlerimizi suçlamak yerine anlamaya, dışlamak yerine kazanmaya, susturmak yerine dinlemeye ihtiyacımız var.
Unutmayalım ki bir toplumun geleceği, yetiştirdiği çocukların gözlerindeki umut kadar aydınlıktır.
Ve ben artık okul kapılarında ağlayan anneler değil, çocuklarının başarılarıyla gururlanan aileler görmek istiyorum.
Korkuyla sınıfa giren öğrenciler değil, hayalleriyle büyüyen gençler görmek istiyorum.
Çünkü hiçbir anne evladını son kez görmek için okula göndermez.
Çocuklarımız ölmesin, hayalleri yarım kalmasın. Okullarımız korkunun değil, yeniden umudun adresi olsun.
